Obezite Nedenleri

Diyabet, koroner kalp hastalıkları, hipertansiyon, gut, karaciğer yağlanması, kanser gibi bir çok metabolik hastalıkların alt yapısını oluşturan obezite nedenleri hakkında bilgileri bu yazımızda bulabilirsiniz.

Obezite vücutta yağ artışı olarak tanımlanır. Vücuttaki yağ artışını direkt ölçen bir metot bulunmadığı için bugün obezite tanımında vücut kitle indeksi (VKİ)(Kilo/ boy2) dediğimiz ölçüm kullanılmaktadır. VKİ değeri 30 üzeri olanlar obez kabul edilmektedir. Obezitenin nedenleri arasında en çok bilinen etken, hareketsiz yaşam ve ihtiyacımız olandan fazla kalori alımıdır. Özellikle çocukluk çağında çak nadir görülen bazı genetik hastalıklar obezite ile beraber seyretmektedir.

Aşırı kilolu olmanın nedenleri uzun yıllardır birçok çalışma ve deneylerle irdeleniyor. Bu çok karmaşık bir süreç olsa da bilinen nedenler çok değişmiyor. Kilolu olmanızın nedeni sadece aldığınız ve harcadığınız kalori arasındaki yanlış denge olmayabilir. Metabolizma, hormonlar ve iyi çalışmayan bezler de obez olmanızın sebebi olabilir. Kendinizi aç bırakmadan önce mutlaka bu sebepleri değerlendirin ve sebep ne olursa olsun bir beslenme ve diyet uzmanından beslenmeyi öğrenmenin en doğru yol olduğunu hiçbir zaman unutmayın.

Obeziteye neden olan etmenler tam olarak açıklanamamakla birlikte aşırı ve yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği obezitenin en önemli nedenleri olarak kabul edilmektedir. Bu faktörlerin yanısıra genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik, biyokimyasal, sosyo-kültürel ve psikolojik pek çok faktör birbiri ile ilişkili olarak obezite oluşumuna neden olmaktadır. Tüm dünyada özellikle çocukluk çağı obezitesindeki1 artışın sadece genetik yapıdaki değişikliklerle açıklanamayacak derecede fazla  olması nedeniyle, obezitenin oluşumunda çevresel faktörlerin rolünün ön planda olduğu kabul edilmektedir.

Obezitenin oluşmasında başlıca faktörler aşağıda sıralanmıştır :

Troid Bezleri: Çok iyi çalışmayan tiroid bezleri, kilo problemlerinin nedeni olabilir. Ancak gerçek şu ki aşırı kilolu her insanın tiroid bezlerinde problemi yoktur ve olsa bile genellikle kilo aldıracak kadar ciddi bir boyutta değildir. Eğer salgı bezlerinizde bir sorun olduğundan şüpheleniyorsanız, doktora gitmek konusunda tereddüt etmeyin. Ancak aşırı kilolu insanların sadece yüzde 5’inden az bir kısmında bu problemin olduğunu da unutmayın.

Metabolizma: Vücudunuzun yaşamak için kullandığı enerji (kalori) miktarı olan metabolizma hızı, kişiler arasında oldukça değişkenlik gösterir. Bu da onların kilo alıp vermelerini etkiler. Bazı kadınlar günde 1600 kalori ile hızlı bir şekilde kilo verirken, günde 800 kalori almalarına rağmen yavaş kilo veren insanlar da nadir olmakla birlikte vardır. Bu insanlar enerjiyi depolayarak ve kilo aldırarak daha idareli çalışan bir metabolizmaya sahiplerdir. Metabolik ihtiyaçlarınızı tam olarak belirlemek önemlidir. Eğer bu şekilde idareli çalışan bir metabolizmanız varsa egzersiz çok önemlidir.

Genetik: Aşırı kilo ailede başlar. Aşırı kilolu ebeveynleri olmayan bir çocuğun kilolu olma ihtimali yüzde 10’dan azdır. Eğer ebeveynlerden biri aşırı kilolu ise bu olasılık yüzde 40’a kadar çıkar. Eğer iki aşırı kilolu ebeveyn varsa bu ihtimal yüzde 70 - 80’dir. Bu da elbette, ailelerin yemek yeme ve egzersiz alışkanlıklarını çocuklara geçirme eğilimini yansıtmaktadır. Yıllardan beri hayvanların yağlı olduğunu ve bu şekilde yetiştirildiklerini biliyoruz. Süpermarketten aldığınız et, yağlı olmak için yetiştirilmiş hayvandan gelmektedir.

Genetik mi? çevresel faktör mü? Geçtiğimiz 15 yıl, beden ve kilo dengesinin genetiği üzerine yapılmış araştırmalar konusunda bir patlama yaşanmıştır. Genetik araştırma yapmanın yollarından biri de aynı yumurta ikizleri üzerinde çalışmaktır. Araştırmalar birlikte yetiştirilen ikizlerle ayrı yetiştirilen ikizlerin beden ağırlıklarını karşılaştırır. Eğer genler bu kadar önemliyse, ikizlerin birlikte ya da ayrı yetiştirilseler de kilolarının benzer olmasını bekleriz. Eğer ayrı büyüyen ikizler birlikte büyüyen ikizlere göre birbirlerinden daha farklı ise çevrenin önemli bir etkisi olduğunu düşünebiliriz. Araştırmalar ikizler ayrı da yetiştirilseler de birlikte de büyüseler, beden ağırlıklarının hemen hemen aynı olduğunu göstermektedir. Bu da genlerin önemli olduğu anlamına gelir.

Ancak bu, kilonun sadece genler tarafından kontrol edildiği anlamına gelmez, çünkü nasıl yemek yediğimiz de genetik yatkınlığımızın ince ya da kalın olmamız üzerindeki etkisini belirler. Bu araştırmanın bir avantajı, insanları aşırı kilolu olmaktan dolayı kendilerine yükledikleri suçluluktan kurtarmasıdır. Ne yazık ki, insanlar genetiğin önemini fazlasıyla abartarak kilolu olmanın kaderleri olduğunu ve yapılacak hiçbir şey olmadığını hissederler.

Yağ hücreleri: Bedenimiz, “adipoz dokusu” da denilen yağ hücreleri içinde yağ toplar ve biriktirir. Bazı insanların çok sayıda yağ hücresi varken (ergenlik dönemindeki şişmanlık sebebiyle olabilir) bazılarında yağ hücresi sayısı normaldir. Ancak onların da yağ hücreleri çok büyük ve geniştir. Bazılarında ise iki durum da vardır. Çocuklukları boyunca şişman olan veya aşırı kilolu bireylerin yağ hücreleri hem çok büyüktür, hem de çok fazla sayıda olma eğilimindedir. Bu alandaki ilk araştırmaları yapanlar, yağ hücresi fazla olan bireylerin kilo kaybetmesinin çok zor olduğunu öne sürmüşlerdir.

Ailede yetiştirilme: Kimi aileler duygusal ve hatta kültürel sebeplerden dolayı aşırı yeme alışkanlığı geliştirirler. Bazı kişiler ailede yetiştirilme şekline bağlı olarak psikolojik nedenlerden ötürü yemek yerler. Bu kişiler  için davranış değişimini hedefleyen bir program en doğru yaklaşımdır, çünkü bu tip programlar duyguları yemek yeme davranışından ayırmaya ve zevk almak için başka kaynaklar bulmaya yardım eder.

Psikolojik faktörler:  Psikolojinin obeziteye etkisi ciddi anlamda önlem alınması gereken bir gerçektir. Çoğu aşırı kilolu kişi stres, depresyon, yalnızlık, öfke ve diğer duygular karşısında yemek yeme davranışlarını kontrol ederken zorlanır. Eğer öyleyse, bunun reçetesi altta yatan psikolojik problemi yani aşırı yeme davranışının ortadan kalkmasını umarak çözmek olacaktır.

Şişmanlıkla beraber gelen obezite akciğer kapasitesini % 20-30 oranında azaltır. Beraberinde sigara içimi veya kronik bronşit gibi hastalıklar da varsa kişinin bir süre sonra nefes alabilmesi imkansız hale gelir. Şişmanlığın etkilediği herhalde en büyük hastalık gurubu şeker hastalığıdır. Şişman bireylerde şeker hastalığı oluşma oranı normal bir bireye göre 40 kat fazladır. Kırk yaşından sonra ailesinde de şeker hastalığı olan şişman bireylerin şeker hastalığı olma olasılığı % 100 dür. Farklı bir mekanizma ile şişmanlarda 4-5 kat daha fazla tansiyon yükseklikleri gözlenmektedir. Hipertansiyonun yanı sıra kalp hastalığı ve kalp krizi geçirme ihtimali de 3-4 kat daha fazla saptanmıştır. Enteresan bir bulgu da şişmanlarda kansere olan eğilimin normal bireylere oranla bariz artmasıdır. Özellikle akciğer kanseri 2-3 kat , over ve prostat kanseri 2 kat daha fazla saptanmıştır. Obezitedeki bir diğer problem de safra kese taşlarıdır. Safra kese taşı oluşma ihtimali normal bir bireye göre 4-5 kat fazladır. Özellikle karaciğer yağlanması olasılığı da bu bireylerde hissedilir düzeyde artmaktadır. Şişmanlığın farklı bir boyutu da kişinin durumundan olan hoşnutsuzluğudur. Bu kişinin depresyona çabuk girmesine ve ağır seyretmesine neden olabilmektedir.

Obezite oluşmadan korunma büyük önem taşımaktadır. Obeziteden korunma, çocukluk çağında başlamalıdır. Çocuk ve adolesan döneminde oluşan obezite, yetişkinlik dönemi obezitesi için zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle aile, okul ve çevre yeterli ve dengeli beslenme ve fiziksel aktivite konularında bilgilendirilmelidr. Obezite tedavisi, bireyin kararlılığı ve etkin olarak katılımını gerektiren, tedavisi zorunlu, uzun ve süreklilik arz eden bir süreçtir. Obezitenin etiyolojisinde pek çok faktörün etkili olması, bu hastalığın önlenmesi ve tedavisini son derece güç ve karmaşık hale getirmektedir. Bu nedenle obezite tedavisinde hekim, diyetisyen, psikolog, fizyoterapistten oluşan bir ekip gerekmektedir.

Fazla kilolardan kurtulmak ve kilo kontrolü için mutlaka uzman yardımı alınmalı ve uygun bir tedavi planı belirlenmeli. Fiziksel aktivite düzeyi artırılmalı, günlük yürüyüş ve egzersizler alışkanlık haline getirilmeli.

Obezite tedavisinde amaç, gerçekçi bir vücut ağırlığı kaybı hedeflenerek, obeziteye ilişkin morbidite ve mortalite risklerini azaltmak, bireye yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak ve yaşam kalitesini yükseltmektir.  Vücut ağırlığının 6 aylık dönemde %10 azalması, obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli yarar sağlamaktadır. 



Sosyal Medya Paylaşımı: