Obezitenin Yol Açtığı Sağlık Problemleri

Obezitenin olumsuz etkileri sandığınızdan daha ciddi olabilir. Başlı başına bir hastalık olan obezitenin diğer hastalıklardan farkı birçok hastalığın da birinci sebebi olmasıdır. Vücut sistemine karşı zararlarının yanı sıra birçok ruhsal sorunun nedeni de obezitedir. Obezitenin neden olduğu sağlık sorunlarından “bazılarını” şöyle sıralayabiliriz.

İnsülin direnci : Aynı zamanda metabolik sendrom olarak bilinen insülin direnci (hiperünsilemi) , insan vücudunun kaslarında, yağında ve karaciğerde bulunan hücrelerin insüline doğru şekilde tepki vermediği ve bu nedenle enerji için kandaki glukozu kullanamadığı durumdur.

Pankreas, kanda artan glukoz seviyelerini telafi etmek ve hücrelerde oluşan direnci kırmak için sürekli daha fazla insülin üretir. Bu da zamanla kan şekeri seviyesinin yükselmesine neden olur.

Ortalamada her üç insandan birisini etkilediği görülen insülin direnci sendromu obezite, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tip 2 diyabet gibi tıbbi sorunlara yol açabilir. 

Tip 2 diabet : Pankreasın yeterince insülin salgılamaması veya salgılanan insüline hücrelerin tepki vermemesi sonucu ortaya çıkan bu hastalık oldukça sinsi ilerler. Aşırı susama, sık idrar yapma, istemsiz kilo kaybı, yara iyileşme hızında azalma, görüşte bulanıklaşma ve kronik yorgunluk gibi çeşitli belirtilerle etkisini hissettiren tip 2 diyabet, çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

Hipertansiyon : Obezitenin neden olduğu en tehlikeli sağlık sorunları arasında yer alan yüksek tansiyon, kısaca kan basıncı yüksekliği olarak tanımlanabilir. Kanın damar duvarlarına fazla basınç yapması ile karakterize hipertansiyon uzun süre hiçbir belirti vermeden böbreklere, beyne, kalp ve damar sistemine ciddi zararlar verebiliyor; oldukça sinsi ilerlemesine rağmen zaman zaman çeşitli belirtilerle etkisini de hissettirebiliyor.

Kalp damar hastalıkları : Kilo ile çeşitli kardiyovasküler arasında doğrudan bir bağ bulunur. Vücut kitle indeksi değeri arttıkça hem yüksek tansiyon hem Yüksek kolesterol hem trigliserid hem kan şekeri hem de enflamasyon artar. Kan değerlerindeki bu değişim ise koroner arter, felç ve kardiovasküler hastalıklara bağlı ölümlere yol açabilir.

Yapılan birçok bilimsel çalışmada obezite ve koroner arter hastalığının ilişkili olduğu gösterilmiştir.

Yapılan bilimsel araştırmalar fazla kilolu insanlarda felç riskinin %22, obezite hastalığı olanlarda ise %64 oranında arttığını ortaya koymuştur.

390 bin kadın ve erkeğin katıldığı 26 gözlemsel araştırma sonuçları; vki değeri 30 ve üzerinde olan kadınların kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle ölüm riskinin %53 oranında arttığına işaret etmektedir.

Hiperlipidemi :  Halk arasında kolesterol yüksekliği olarak bilinen hiperlipidemi terimi kandaki çeşitli yağların olması gerekenden yüksek düzeyde olmasını ifade eder. Kanda bulunan en temel yağ çeşidi kolesteroldür. Kolesterol, vücudumuzun tüm hücrelerinde bulunması ve hormonların temel yapıtaşını oluşturması sebebi ile sağlıklı yaşam için gerekli bir maddedir. Ancak kolesterolün belli bir seviyenin üstünde olması sağlığımızı tehdit eder.  Yüksek kolesterol başta kalbimizin atardamarları olmak üzere vücudumuzu besleyen tüm atardamarlarda ateroskleroz adını verdiğimiz tıkayıcı damar hastalığı riskini arttırmaktadır. Ülkemizde en önde gelen ölüm sebebinin kalp damar hastalıkları olduğu göz önüne alınırsa hiperlipidemi ile mücadele çok önemlidir.

Hipertrigliseridemi  (steatosis): Parenkimal hücrelerde aşırı trigliserid (trigliserit) birikmesidir. Aşırı trigliserid alınması ya da yağ metabolizmasındaki bir aksamanın sonucu olarak belirir. En sık karaciğerde görülür (karaciğer yağlanması); kalp, böbrekler, kas dokusu steatozisin görülebileceği öteki organlardır. Genellikle reversibl bir olgudur, ancak yangısal tepkilere ve fibrozise neden olabilir

Reflü:  “Yemeklerden sonra acı sular boğazıma kadar geliyor,  “Göğsümde yanma ve ağrı var”,  “Karnımda sık sık gaz ve şişkinlik oluyor, ara sıra da ağrı gelişiyor”  Sizin de bu tür yakınmalarınız varsa, nedeni yaşam kalitesini oldukça etkileyen reflü olabilir! Yapılan çalışmalara göre; obez hastalarında reflü görülme sıklığı yüzde 40-50 gibi oldukça yüksek oranlarda görülüyor. Reflü kilo verdiğinizde azalıyor.

Metabolik sendrom  : Metabolik sendrom, birden fazla kalp damar hastalığı risk faktörünün kümelendiği hastalıklar grubudur. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşam şekli değişiklikleri nedeni ile bir salgın haline gelerek, ateroskleroza bağlı kalp damar hastalıkların sıklığında artışa yol açmaktadır. Kilo fazlalığı ve bel çevresi kalınlığı fazla olduğu kişilerde görülen metabolik sendrom kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi hastalıkların habercisidir. Bu hastalık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşmaktadır. Metabolik sendromlu hastalarda, kan damarlarındaki sertleşmeler ve tıkanmalar inme ve kalp krizi riskini yükseltmektedir. Ülkemizde 60-69 yaş grubundaki insanların yüzde62'sinde metabolik sendrom görülmekte ve tedavi olmak için birden çok doktora başvurup her gün çok sayıda ilaç almak zorundadırlar.

Kireçlenme : Kireçlenme ya da tıp dilindeki adıyla osteoartrit, dünya çapında milyonlarca insanın yaşadığı kronik bir eklem rahatsızlığıdır. Kemiklerin uçlarını çevreleyen kıkırdak dokunun zamanla aşınması, yıpranması ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Zaman içerisinde kötü gidişatlar gerçekleşebilir, kemikler parçalanabilir ve eklem içinde birikmeye başlayabilir. Bu vücutta iltihabi bir süreci ve devamında ağrı ataklarını ortaya çıkarır.

Yaşın artması, obezite probleminin var olması, eklemlerin aşırı kullanımı ve genetik yatkınlık gibi faktörlerle risk ihtimali oldukça artmaktadır.

Felç (inme) : Beyninizin bir kısmına giden kan akışı azaldığında veya kesintiye uğradığında, beyin dokusunun oksijen ve besin almasını önleyen bir inme (felç) meydana gelir ve beyin hücreleri dakikalar içerisinde ölmeye başlar. İnmenin oluştuğu bölgedeki fonksiyonlarda geçici ya da kalıcı kayıplar oluşur. inme (felç) tıbbi bir acil durumdur ve acil tedavi büyük önem arz etmektedir. Erken müdahale, beyin hasarını ve diğer komplikasyonları azaltabilir. Etkin tedaviler, felçten kaynaklı sakatlığın önlenmesine de yardımcı olabilmektedir.

Uyku apnesi : Uyku esnasında solunumun aniden durması ile karakterize uyku apnesi sendromu ani ölümlere yol açabilen bir uyku bozukluğudur. Uyku apneli hastalar gün içerisinde kendilerini aşırı uykulu hissederler, sabahları şiddetli bir baş ağrısı ile uyanırlar, gece boyunca solunum yollarının tıkanmasına bağlı olarak yüzlerce kez nefessiz kaldıkları için sık sık uyanırlar, ağız kuruluğu şikayeti yaşarlar ve konsantrasyon bozukluğu sorunu ile yüzleşirler. Bu sendromun temel nedeni solunum yollarının tıkanmasıdır ve obezite hastalığı da bu nedenin en önemli tetikleyicilerinden biridir. Vücut kitle indeksi değerlerindeki 1 birimlik artışın uyku apnesi riskini %14; kişinin kilosunda %10’luk bir artışın ise uyku apnesi riskini %600 oranında arttırdığı kabul edilmektedir. Sadece bu veriler dahi ani ölümlere neden olabilen uyku apnesi hastalığı ve obezite arasındaki ilişkinin öneminin anlaşılmasına yetmektedir.

Karaciğer yağlanması : Karaciğerde yağ depolanması ile karakterize bir hastalık olan karaciğer yağlanması risk faktörleri arasında obezite hastalığı da bulunmaktadır. Karaciğer yağlanması olan kişilerde karaciğer hücrelerinde normalden fazla yağ birikmeye başlar. Bu yağlanma devam ettikçe karaciğer hücreleri zarar görür ve buna bağlı olarak siroz ve karaciğer kanseri dahil olmak üzere ciddi karaciğer hastalıkları riski gündeme gelir. Halsizlik, çabuk yorulma, iştahsızlık, mide bulantısı, satılık ve karın bölgesinde ağrı gibi çeşitli belirtilerle kendini gösteren karaciğer yağlanması cilt sağlığını da tehlikeye atabilir.

İnfertilite (Kısırlık): Obezite üreme sağlığını birçok açıdan etkileyebilen bir sağlık sorunudur.  Obezite kadınlarda adet düzensizliklerine yol açabilir, kısırlık riskini arttırabilir veya polikistik over sendromu oluşumunu tetikleyebilir. Yapılan bilimsel araştırmalar vücut kitle indeksi değeri 20 – 24 arasında olan kadınlarda doğurganlık seviyesinin en üst noktada olduğunu göstermektedir. Erkeklerde ise obezite hem sertleşme sorununa hem de testosteron seviyesinin azalmasına bağlı sperm kalitesinde düşüşe neden olabilir.

 Astım ve Solunum hastalıkları : Fazla kilo, solunum fonksiyonları hem mekanik hem de metabolik olarak erkiler. Karın bölgesinde yağ birilimi diyafram kasının hareketlerini ve akciğer genişlemesini sınırlayabilir, göğüs duvarının esnekliğini azaltabilir ve akciğerlerdeki hava yollarını daraltabilir. Obezitenin neden olduğu enflamasyon akciğer kapasitesini düşürerek  solunum yolu enfeksiyonu riskini artırır, akciğer fonksiyonlarını engelleyebilir. Başta astım olmak üzer birçok solunum yolu hastalıklarına neden olabilir.. 

Hamilelik komplikasyonları : Gebelik sırasında maternal gestasyonel diyabet (gebelik diyebeti) ve preeklampsi (gebelikte aşırı yüksek tansiyon), düşükler ve ölü doğum vakaları, safra kesesi hastalığı, pankreatit, gibi hayatı tehdit eden durumların yanı sıra; idrar kaçırma, polikistik over sendromu, infertilite ve deri döküntüleri; yaşam kalitesinin düşmesine neden olan diğer durumlardır.

Adet düzensizlikleri : Obez kızlarda erken kemik gelişimine bağlı erken adet görme ortaya çıkabiliyor. Ayrıca adet görememe, çeşitli adet bozuklukları (adet düzensizliği) da sık görülen şikayetler arasında yer alıyor.

Safra kesesi taşı : Safra kesesi taşı görülme sıklığı, obezite hastalarında genel popülasyona göre anlamlı derecede daha yüksek görüldü. Çalışmalara göre; obez hastalarda safra kesesi taşı oluşma riski, ideal kiloda olan kişilerle kıyaslandığında 4-6 kat artıyor. Bunun nedeni ise fazla kiloların kolesterol sentezini artırması. Safra kesesi taşına bağlı olarak pankreatit, bir başka deyişle pankreas iltihabı sıklığı da artıyor.

Aşırı kıllanma : Tüylenme tedavisi altta yatan hastalığa ve tüylenmenin şiddetine göre belirlenir. Altta önemli bir hastalık olmayan bazı obez vakalarda sadece kilo vererek bile tüylenme tedavisinde önemli oranda düzelme görülür.

Cilt hastalıkları: Obezitenin neden olduğu bir başka önemli problem de, cilt hastalıkları. Cilt bariyeri ciltteki nemi korumak ve yabancı maddelerin cilde girmesini engellemek gibi son derece önemli fonksiyonlar üstleniyor. Obezite yağ bezleri ve yağ oluşumunu olumsuz yönde etkileyince, cildin bariyer fonksiyonunu bozuyor. Ayrıca ter bezleri, cildin lenfatik ve kollajen yapısı da bozuluyor. Yapılan çalışmalar vücut kitle indeksi >30 olan hastalarda deride kalınlaşma, kabarma, tüylenme, çatlaklar, lenfödem, selülit, ter bezleri iltihabı ve sedef gibi cilt hastalıklarının daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Bunların yanı sıra mikro ve makro dolaşımın bozulması nedeniyle ciltteki yaralar da geç iyileşiyor.

Kanser: Obezitenin yol açtığı bir başka önemli sağlık sorunu da, çağımızın korkulu rüyası kanser! Vücut kitle indeksinde her 5 birimlik artış kanser riskini yüzde 10 oranında arttırıyor. Vücut kitle indeksindeki artışa bağlı olarak yemek borusu kanseri, mide kanseri ve kolon kanserinde artış görülüyor. Kadınlarda endometrial kanser, safra kesesi kanseri ve böbrek kanseri ile obezite arasında ciddi ilişki olduğu bildirilmiş. Aynı zamanda vücut kitle indeksi ile malign melanom, rektal kanser, lösemi, non-Hodgkin lenfoma, tiroit kanseri ve meme kanseri arasında sıkı ilişki olduğu aynı raporda belirtilmiş.

Kas-iskelet sistemi problemleri : Kas ve iskelet sistemimiz vücut ağırlığımızı taşır. Vücut ağırlığımız arttığında kaslarımıza da iskelet sistemimize de ek yük biner. Bu yük giderek artınca kemikler, eklemler ve kaslar zarar görmeye başlar. Diz ve kalça osteoartriti yani kireçlenmesi ile obezite arasında pozitif bir ilişki bulunmasının nedeni de yük artışı ile açıklanabilir. Eklem replasman tedavilerinin üçte birinin obezite hastalarına yapıldığı gerçeği obezitenin eklem hastalıklarına etkisini gözler önüne sermek için yeterlidir. Obezite alt ekstremite ağrısına, sırt ağrısına, ayak ağrısına, bel ağrısına ve kas – iskelet sistemi rahatsızlıklarına bağlı sakatlıklara da neden olabilir. Obezite ameliyatları sonrası vücut ağırlığının büyük bir kısmını verebilen hastalarda geçmiş dönemde yaşanan kas ve iskelet sistemi hastalıklarının gerilediği bilinmektedir.

Obezite Vücut Sistemi Hastalıkları Dışında Nörolojik ve Psikolojik Sorunlara da Yol Açabilir:

Toplumsal uyumsuzluklar : Obezitenin gelişiminde psikososyal faktörlerin rolü kabul edilmektedir. Bu grupta obez olmayanlara göre daha çok psikososyal rahatsızlık görülmektedir.

Tedavi için başvuran kişilerin psikolojik rahatsızlık ve yeme sorunlarının olma olasılığı tedavi için başvurmayanlardan daha yüksektir. İnsanların kendilerine bakışları ve yorum yapmaları sonucunda obez bireylerde sosyal kaçınma ortaya çıkabilir. Yaşanan bu sorunlar obez bireylerin yaşam süresini ve kalitesini etkiler.

Düşük benlik saygısı : Fazla kiloya sıklıkla özsaygının azalması eşlik eder. Çalışmalar negatif vücut görüntüsünün çocuklukta ve adolesan dönemde obezitesi başlayanlarda, emosyonel rahatsızlığı olanlarda ve önemli kişilerce negatif değerlendirilenlerde daha sık olduğunu göstermiştir.

Obezite artarken benlik saygısı azalmaktadır. Obezite ile psikopatoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalarda normal vücut ağırlığına sahip olanlara göre obez hastalarda daha düşük benlik değeri, özellikle depresyon, kaygı bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, uyku bozukluğu ve kişilik bozuklukları olduğu saptanmıştır.

Depresyon: Obezite sorunu olan kişilerde depresif ruh hali, uyku bozuklukları, yorgunluk, değersizlik hissi, umutsuzluk ve intihar düşüncesi daha yaygın görülüyor. Ulusal Sağlık ve Beslenme Değerlendirme Çalışması verilerine göre; depresif erişkinlerin yüzde 43’ü obezite hastalarından oluşuyor.

Alzheimer hastalığı: Araştırmalar, erken yaştaki obezitenin, yaşamın ilerleyen döneminde Alzheimer ve Demans hastalıklarına yakalanma riskini artırdığını göstermiştir.

Psikososyal yetersizlik : Obezite ile psikopatoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalarda normal vücut ağırlığına sahip olanlara göre obez hastalarda daha düşük benlik değeri, özellikle depresyon, kaygı bozuklukları (sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk), cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları ve kişilik bozuklukları olduğu saptanmıştır. Obezite ile benlik değerinin azalması arasında doğrusal bir ilişki olduğuna dair araştırmalar vardır.

İntihar etme eğilimi: Araştırmalar aşırı obezite ile majör depresif bozukluk arasında bir korelasyon olduğunu göstermiştir. Obezitenin neden olduğu fiziksel ve sosyal ayrımcılık sorunları, depresyona katkıda bulunabilir.

Uyku bozuklukları : Obezite, bireyde uyku bozukluklarına yol açıyor. Uyku bozuklukları da hem obeziteye yol açıyor hem de obezitenin derecesini artıyor. Yetersiz uyuma, kalitesiz uyku, sürekli uyku bölünmesi gibi uyku bozuklukları olan bireylerde kortizol ve leptin hormonlarının düzeyleri olumsuz etkilenir.

Yeme bozuklukları : Yeme bozuklukları, sağlığınızı, duygularınızı, davranışlarınızı ve yaşamın önemli alanlarında işlevselliğinizi olumsuz yönde etkileyen ciddi bir hastalıktır. Yeme bozukluğunun türüne göre belirtiler değişebilir. Anoreksiya nervoza, Bulimia Nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu en yaygın yeme bozukluklarıdır. Diğer yeme bozuklukları arasında ruminasyon bozukluğu ve kaçıngan / kısıtlayıcı yeme bozukluğu yer alır. Çoğu yeme bozukluğu, kilonuza, vücut şeklinize ve yemeğinize çok fazla değer vermeyi içerir ve bu da tehlikeli yeme davranışlarına yol açar. Bu davranışlar, vücudunuzun uygun beslenmeyi alma yeteneğini önemli ölçüde etkileyebilir. Yeme bozuklukları kalbe, sindirim sistemine, kemiklere, dişlere ve ağza zarar verebilir ve başka hastalıklara yol açabilir. Diğer yaşlarda da gelişebilmesine rağmen, genellikle ergenlik çağında ve genç erişkinlik yıllarında gelişir. Tedavi ile daha sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanabilir ve yeme bozukluğunun neden olduğu dermatolojik, kardiovasküler ve mideyle ilişkili sorunlar önlenebilir.

Yeme Bozukluklarından Bazıları Şunlardır:

Anoreksiya nevroza (yemek yememe) : Anoreksiya nervoza -anormal derecede düşük vücut ağırlığı, yoğun kilo alma korkusu ve çarpık bir kilo veya şekil algısı ile karakterize edilir. Potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir yeme bozukluğudur. Anoreksiya nervoza hastaları, kilolarını ve beden görünümlerini kontrol etmek için aşırı çaba sarf eder. Bu çaba yaşamlarının başka alanlarındaki performanslarını ve sağlıklarını önemli ölçüde etkiler. Hastalar kalorileri aşırı derecede sınırlama eğilimindedirler. Kilo vermek amacıyla aşırı egzersiz, müshil veya diyet yardımcıları veya yemek yedikten sonra kusma gibi yöntemler kullanırlar. Hastalar aynı zamanda besinlerin kilo alıcı etkisini azaltmak amacıyla laksatif (ishal yapıcı) , diüretik (su atıcı) gibi ilaçlara da baş vurabilirler.

Blumia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama) : Bulimiya Nervoza aşırı yeme ataklarını takip eden kusmalarla karakterize eden hastalıktır. Hastalar genellikle kısa sürede çok miktarda yemek yerler ve ardından sağlıksız bir şekilde ekstra kalorilerden kendinizi kurtarmaya çalışır. Suçluluk, utanç ve aşırı yemekten kaynaklanan yoğun kilo alma korkusu nedeniyle kendilerini kusturmaya zorlayabilir veya kalorilerden kurtulmak için çok fazla egzersiz yapabilir veya müshil gibi başka yöntemler kullanabilir. 

Binge eating (tıkınırcasına yeme) : Literatürde binge yeme bozukluğu olarak adlandırılan ve dilimize tıkınırcasına yeme bozukluğu olarak da geçmiş bulunan rahatsızlık, özellikle orta yaşlı kadınlarda en çok rastlanan yeme bozuklukları arasında bulunuyor ve anoreksiya, blumia yeme bozuklukları gibi yeme bozukluklarından ayrılsa da bazı noktalarda onlarla benzeşiyor

Gece yeme sendromu : Birçok insan tok olsa bile kendini gece geç saatlerde yemek yerken bulur. Gece yemek, ihtiyacınız olandan daha fazla kalori ve dolayısı ile kilo almanıza neden olur. Bu durum gece yeme sendromu olarak ve aşırı yeme sendromu olarak adlandırılabilir. Bu durumun sağlığınız üzerine olumsuz etkileri olabilir.

Obezite Kaynaklı Hastalıkların Riski Nasıl Azaltılır?

Obezite kaynaklı oluşan sağlık sorunları ile savaşmanın en etkili yolu fazla kilolardan kurtulabilmektir. Fazla kilolardan kurtulabilmek için kişinin öncelikle obezite tedavisi yöntemlerine başvurması gerekir. Hastanın genel sağlık durumu değerlendirildiğinde tedavi seçenekleri doğru belirlenebilir. Bazı hastalar kendi çabalarıyla doktorlar tarafından önerilen diyetleri ve egzersizleri yaparak kilo verebilirken bazı hastalar için bu bir seçenek olmayabilir. Özellikle morbid obezite hastalığı olan kişilerin hayati tehlikesi olduğu sonucuna varılırsa obezite cerrahisi türleri kendisine önerilebilir. Kişinin ihtiyaçlarına en uygun mide küçültme ameliyatı yöntemi belirlendiğinde fazla kilolarla birlikte fazla kiloların yol açtığı ikincil sağlık sorunları da azalabilir. Yine de hiçbir obezite ameliyatının mucize yaratmayacağının ve hastanın kilo vermek için kararlılık göstermesi gerektiğinin unutulmaması gerekir.


Sosyal Medya Paylaşımı: