Psikolojinin Obeziteye Etkisi

Bazen sadece karnımızı doyurmak için değil, tadını sevdiğimiz için yada keyif aldığımız içinde birşeyler yiyebiliriz. Ancak bu sık sık olmaya başlamışsa ve stres, mutsuzluk, yalnızlık, çaresizlik, öfke gibi olumsuz duygular yaşandığı zaman aniden gelişen birşeyler atıştırma isteği ile kişi yemeye yöneliyorsa bu durumda obezitenin psikolojik etkenlerden de kaynaklandığı görülmektedir.

Obezite tüm dünyada her geçen gün yaygınlığı hızla artan bir rahatsızlık olmaya başlamıştır. Hem yurt içi hem de yurt dışında yapılan çalışmalar obezitenin çok faktörlü bir rahatsızlık olduğunu göstermektedir. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda %30 ‘un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.

Obez insanların yaklaşık %10’unda yeme dürtüsünü kontrolde ciddi düzeyde sorunlar olduğu bilinmektedir. Yeme alışkanlıklarımızı belirleyen bu dürtüler ruhsal durumumuz ve alışkanlıklarımızla yakından ilişkilidir. Ailedeki davranış örüntüleri de obezite gelişiminde rol oynarlar. Kaloriden zengin beslenme ve yemeği duygusal sıkıntıların azaltılmasında bir araç olarak gören ya da bir sevgi nesnesi gibi gören ailelerde obezite oranı yükselmektedir.

Obezite ile psikopatoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalarda normal vücut ağırlığına sahip olanlara göre obez hastalarda; daha düşük benlik değeri, Obezite tüm dünyada her geçen gün yaygınlığı hızla artan bir rahatsızlık olmaya başlamıştır. Hem yurt içi hem de yurt dışında yapılan çalışmalar obezitenin çok faktörlü bir rahatsızlık olduğunu göstermektedir. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda %30 ‘un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.

Obez insanların yaklaşık %10’unda yeme dürtüsünü kontrolde ciddi düzeyde sorunlar olduğu bilinmektedir. Yeme alışkanlıklarımızı belirleyen bu dürtüler ruhsal durumumuz ve alışkanlıklarımızla yakından ilişkilidir. Ailedeki davranış örüntüleri de obezite gelişiminde rol oynarlar. Kaloriden zengin beslenme ve yemeği duygusal sıkıntıların azaltılmasında bir araç olarak gören ya da bir sevgi nesnesi gibi gören ailelerde obezite oranı yükselmektedir.

Psikiyatrinin en önemli hastalıklarından olan depresyon, obezite ile yakından ilişkilidir. Depresyon ve obezite döngüsünde çoğu kez, erişkinlerde depresyon obeziteyi, çocuklarda ise obezite depresyonu izlenmektedir. Aşırı yeme, sıkıntı ve depresyon duygularını azaltabilmektedir. Aynı zamanda obezlerin depresyon ve kişilik bozuklukları gibi psikolojik sorunları daha sık yaşadıkları bilinmektedir. Duygu durum bozuklukları, somatoform bozukluklar ve yeme bozuklukları gibi psikiyatrik hastalıklar da obezlerde diğer bireylere göre daha yüksek oranda görülür.

Dünya Sağlık Örgütü, obeziteyi dünya çapında bir salgın olarak tanımlamaktadır ve obezitenin tedavi edilebilir dahası önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunu öne sürmektedir. Obezitenin tedavi yolları; tıbbi beslenme (diyet) tedavisi, egzersiz tedavisi, obezite cerrahisi, davranış değişikliği tedavisi, farmakolojik tedavidir. Obezitenin önemli bir bölümünde neden ve sonucun bir parçası olduğu için eşlik eden ruhsal hastalıkların tedavisinin önemine de vurgu yapılmaktadır.

Günümüzde obezite ile mücadelenin psikolojik ayağı yeterince önemsenmemektedir. Ancak yapılan çalışmalar psikolojik müdahalenin önemini vurgulamakta ve obezite hastalığına sahip kişilerin bir takım ortak karakteristiklere sahip olduğunu göstermektedir. Örneğin psikodinamik perspektiften obezite hastalığına sahip kişilerde ortak olarak oral döneme bağımlılık gözlemlenmektedir. Psikoseksüel gelişimdeki yeme, parmak emme gibi oral meseleler, sevgi ve güvenliğe eşdeğer kabul edilir. Bu dönemdeki doyumsuzluğun aşırı yeme ile kompanse edilebilmekte olduğu görülmektedir.Sonuç olarak problematik özelliklerin keşfi ve bunlara karşı yapılan müdahalelerin obezite ile mücadelede önemli bir role sahip olduğu düşünülmektedir.

Birçok kişi yemenin mutlu edici etkisini savunmaktadır, kilo problemi yaşayan gençlerle yapılan bir çalışmada depresyon ve kaygı gibi olumsuz duygulanımla başa çıkmada kontrolsüz yeme ve bu yolla duygu düzenlemenin daha sık görüldüğü gözlemlenmiştir. Literatür bilgileri ışığında temel olarak, aşırı yeme alışkanlığının depresyon veya anksiyete beraberinde oluşan olumsuz duygulanıma karşı geliştirilen bir çeşit başa çıkma mekanizması olduğu gözlemlenmektedir. Oluşan kısır döngü ile birlikte kilo alımı benzer şekilde yine depresyon ve kaygıyı doğurmaktadır. Sonuç olarak obezite hastalığına sahip kişilerin büyük çoğunlukla depresif ve kaygılı özellikleri olduğu ve bu duygularla başa çıkmada yeme davranışına başvurdukları gözlemlenmektedir. 

Psikanalitik kurama göre aşırı yeme, altta yatan dürtü kontrol probleminin bir göstergesidir. Dürtüselliğin yeme davranışını kontrol etmekte zorlanma, tedavileri yarıda bırakma, kalorili şeylere karşı ilgi artışı ile obeziteyi tetikleyebileceğini savunulmuştur. Kişilik envanterlerinden elde edilen bulgular ise obezite hastalığına sahip kişilerde dürtüsellik, obsessif ve mükemmeliyetçilik özelliklerinde daha yüksek, öz denetim skorlarında daha düşük puanlar elde ettikleri bulunmuştur. 

Elde edilen bulgular gösteriyor ki, her ne kadar biyolojik etmenler obezite üzerinde önemli bir role sahip olsa da, psikolojik temelli müdahalelerin de göz ardı edilemeyecek bir etkisinin varlığı gözlemlenmiştir.

Obezite tanı ve tedavisinde obezitenin psikolojik yönü ihmal edilmemelidir. Obezite tedavisinde genel prensip, tedavinin bireyin psikolojik, sosyokültürel ve hormonal yapısına göre bireyselleştirilmelidir. Obez bireylere, obezitenin fiziksel ve psiko-sosyal sorunlara yol açan ciddi ve kronik bir sağlık sorunu olduğu yönünde bilgi verilmesi, stresle baş etme konusunda bilgilendirme yapılması faydalı olmaktadır. Uygun olmayan beslenme alışkanlıklarından vazgeçmek, doğru beslenmeyi öğrenmek fiziksel aktiviteyi benimsemeye yönelik olumlu davranışları pekiştirerek yaşam biçimi haline getirmeyi amaçlayan davranışçı psikoterapi ve kişinin psikolojik sorununa yönelik bireysel psikoterapi desteği verilmelidir.

Sosyal Medya Paylaşımı: